27 Aralık 2009 Pazar

Fransız peyniri soslu ÖFK :D

Fransa ya staj için geldiğim dönemde yaşadıklarımı arkadaşlarımla maillerle payşamıştım bu onların ilki...

07 Haziran 2009 Pazar 15:46

Size aslında daha önce yazmalıydım ama ancak kendimi ve kafamı toparlayabildim, geldikten sonra. O kadar yorulmuşum ki uçağa bindikten yaklaşık 15-20 dakika sonra uyuyakalmışım, inmeye yakın birileri uyandırdı, ne olduğunu çözmeye çalışırken hostesin almanca konuşan sesi bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Kucağımdaki laptopu ayaklarımın arasına almalıymışım, nedense işaretlerle anlaştık, İngilizce bir şeyler söylemeye çalıştım ama o ısrarla almanca konuştu. Neyse, cumartesi sabahı 5 buçuğa doğru Basel havalimanına ayak bastım, yağmur eşliğinde. Basel sanırım küçük bir yer sadece bir otobüs yolculuğu yapabildim, ama şirin bir yer derler ya öyle işte. Otobüse binerken dışarıda bilet alıyorsunuz, otobüsün içinde bilet atma diye bir şey yok, arada sırada kontrol ediyorlarmış ama bilet almayan olmadı sanırım görebildiğim kadarıyla, zaten sonradan buradaki arkadaşıma sorduğumda bilet almayanlar sadece Araplar, Türkler ve Afrikalılar oluyormuş. Sonra tren yolculuğuyla Strazburg’a geçtim, bilette 7:18 kalkış 8:38 varış yazıyordu, gerçekten de 7:18 de kalktık, ama bi 10-15 saniye önce vardık, bu biraz canımı sıktı, benim gibi saate saniyesi saniyesine dikkat eden biri için oldukça zor (!) olacak sanırım. Tren de hep dışarıyı izledim, biricik kankamın bana hediye etmiş olduğu yadigar mp3 player dan müzik dinleyerek, ve dışarıyı nemli gözlerimle buğulu bir atmosferde gözlemledim.

Strazburg’a varınca arkadaşımı bir mc-donalds’ın önünde beklemem gerekiyordu, bir polise sorayım dedim istasyon çıkışında. Tabi İngilizce sordum, anlamadı sadece Mc-Donalds dedim, yine anlamadı. Mc-Dö demem gerekiyormuş, buradakilerin İngilizcesi süper yani :((. Neyse, Mc-Dö yü buldum ve buluştuk arkadaşla sonunda. Bir şey dikkatimi çekti beklerken. Her taraf bisiklet, insanlar bisikleti çok kullanıyorlar ulaşım için. Trafik levhaları, lambaları, ağaçlar yani yere sabitlenmiş neredeyse her şeye bir bisiklet bağlanmış. Şehir oldukça sessiz, haftasonu diye mi bilmiyorum, arabaların çoğu parkedilmiş, hiç trafik yok gibi, herkes tram denilen tamvaylara biniyor istedikleri yerlere gitmek için. Bilet meselesi burada da tramler için geçerli, yani biz Türkler atmasak da oluyormuş :D dermişim. Aslında tram e binmesen de mesafeler kısa yürüyerek de gidebiliyorsun istediğin yere. Dün öğleden sonra hatta akşama doğruydu, arkadaşla dışarı çıktık biraz şehri tanıyayım diye (Daha hiç uyumamıştım o vakte kadar ve deli gibi yorgundum), Yürüyerek şehri gezdik, bir arap lokantasında ekmek arası tavuk yedim arap şarkıları eşliğinde. Kola içtim 1,5 litrelik kola şişesinden. Burada kolalar ya kutu kola ya da 1,5 lik şişede. Ayrıca hiç öyle 3 kapaktan birinde bedava yok gençlik konseri tarzında promosyonu olan kolalar da değil. Sadece kola, hiç de promosyon olmuyormuş (lüzumsuz bilgi :D). Sonra şehri arşınladık, her tarafı tarih kokuyor şehrin ve su kanalları var şehrin içinde. Binalar genelde 2-3 katlı merkezde ve eski evler. Akşamüzeri 9 a doğru geri döndük, 2 gb lık bir harici bellek alarak, yakında fotoğraflar göndereceğim bol bol. Bu arada burada hayat saat 8 de bitiyor. Dükkanlar alışveriş merkezleri hepsi kapanıyor. Eve döndükten kısa bir süre sonra çekyatta uyuyakaldım, ta ki bu sabah buranın saatiyle 12 ye kadar. Yorgunluğumu daha atamamışım ama, inşallah atarım en geç birkaç güne kadar.

İlerleyen günlerde tekrar yazarım inşallah, şimdilik bu kadar….