21 Haziran 2009 Pazar 01:17

<-- IGBMC
Bugün Fransa ya geldiğimin tam 15. günü, yani 15 gün önce doğdum, ne bir şey konuşabiliyorum, ne de konuşulanlardan bir şey anlayabiliyorum, anne baba bile diyemiyorum daha… Bonjooorrrr, mersiii, salüüütt, şimdilik bunları öğrendim; merhaba, teşekkür ederim, daha içten samimi merhaba :). Yavaş yavaş şehri de öğrenmeye başladım, küçük bir şehir zaten, kendinizi bazen 1800’lü yıllarda, bazen 1980’li yıllarda falan hissediyorsunuz, yeşili bol, tarihi, bol turistli bir şehir. Her tarafta ren nehrinin kanalları var, ve tabiî ki İstanbul u bana mumla aratan havası, her ne kadar gün içerisinde birkaç mevsimi yaşama bakımından İstanbul a benzese de burası yağmur bakımından oldukça zengin. Kaldığım günlerin sanırım %60’ı yağmurlu geçti, kapalı havalar da cabası. Hatta birgün sırılsıklam oldum, şemsiyesizliğin cezası…(bakınız facebook, ikinci posta resimleri birazdan yükleyeceğim.) Bu arada enstitüden paramı alabilmem için hesap açtırmam gerekiyormuş, açtırayım dedim kolay iş, tabi Fransız bankacılık sisteminin 1800’lü yıllardan kaldığını nereden bileyim. Adamlarda bilgisayar kültürü daha gelişmemiş desem. Kadın zaten önce randevü almam gerektiğini söyledi, banka bomboş niye almam gerekiyor bilmiyorum ama, neyse randevuda da soru soruyor tercümanım aracılığıyla cevaplıyorum, o da kağıda not alıyor, hayırlısı, inşallah kağıdı kaybetmezler de ben de aç kalmam elin Fransa’sında. Bankalara bankamatikten para yatırma olayı yeni gelmiş o da yatırdıktan birgün sonra hesabına geçebiliyormuş. EFT, havale de o şekilde manuel olarak onaydan geçiyormuş sonra hesaba aktarılıyormuş. Bence Fransa Türkiye’yi kıskanıyor da o yüzden Avrupa Birliğine girmemize karşı çıkıyor, girsek Avrupa birliğine kesin Fransa’yı bir iki senede hem medenilikte, hem de modernlikte geride bırakırız. Modernlik demişken, ben gelirken, topuklu ayakkabı da getirmiştim, yanımda hani belki sokaklarda yürürken yardımcı olur diye, gerek yokmuş, her taraf temiz, her ne kadar dışarıdan gelenler yerlere izmarit ve çöp atsa da başka şeyler yapmıyorlar, yani 1800’lerin Fransa’sı gelişmiş, değişmiş.
Bu kadar lüzümsuz şeyle sizi meşgul ettim, biraz da labdan bahsedeyim. Yavaş yavaş izleme aşamasını geride bırakıyorum, larva kesip, boyama yapabiliyorum, western blot ve in sitü hybridizasyon izledim, önümüzdeki hafta da onları kendim yapacağım sanırım, hoca ara sıra garip çıkışlar yapsa da öğrencileri tarafından anlatıldığı gibi henüz şirret yüzünü görmedim, bakalım önümüzdeki günler neler gösterecek. Aynı zamanda kafamda canlandırdığım cevval hoca portresine de uymuyor, şu ana kadar çizdiği görüntü. Şimdilik daha erken aslında bu söylediklerim için. Labla alakalı bilgi almak için bakınız, facebook. Neyse şimdilik bu kadar, yine yazarım inşallah ilerleyen günlerde. Herkeslere çokça selamlar. Türkiye nin tadını benim yerime de çıkarın. Memleket gibisi yok canını sevdiğimin dünyasında….