Eveeeettt, Ey ahali-i Türkiye, bugün itibariylen tam 6 haftadır, güzel ülkemizden uzaklarda, Napolyon amcamızın Fransa’sında ikamet etmekteyim, yani anlayacağınız 40 günü geçirdim ömer ağabeynin tabiriyle, el memleket ne kadar da güzel olsa kendi memleketini tutmuyor insanın… Öncelikle şunu söylemeliyim ki, geride bırakmış olduğum her bir insanı çok özledim, hasretlik zor yani, herkesi sevgiyle kucaklıyorum :)).
Sanırım en son yazdığımın üzerinden en az bir ay geçti, ve bu bir ayda baya bişeler yaşadım tabi. Öncelikle biraz “house” çılgınlığımdan bahsetcem, geldiğimin ilk günlerinde ısrarla kendimi house dizisine vermiştim, akşamları şöyle birkaç house izlemeden yatmıyordum, iki hafta içerisinde 4sezon bitirdim, malumunuz “house” garip hasta vakalarının çözüme kavuşturulduğu bir hastane dizisi. Dizide ana karakter olarak çatlak bir doktor var, ve vakaları çözmek için her şeyi yapıyor. Şimdi de ben ne zaman başım ağrısa hemen house karakterine bürünüp sorunun ne olabileceği hususunda fikirler yürütüyorum, yani geldikten sonra yarım da olsa doktor oldum sayılır… İnşallah kimseyi canından etmem :D malumunuz yarım doktor candan demişler. Biyeri ağrıyan olursa bi mail, ben hemen vakayı çözerim.
House hikâyesinden sonra başıma gelen komik bi olayı da anlatmak istiyorum. Geldiğimin üçüncü haftası civarı markete gittim bikaç bişeler alıp el kol yüz göz kaş işaretleri ile kasiyerle anlaşıp paramı ödeyip bi de poşet istedim, ve alıp sallana sallana evime gittim. Bi sonraki market ziyaretimde benden önceki adam poşetin parasını ödeyince bende jeton düştü. Poşet de paralıymış :D ben parayı ödedikten sonra poşetin parasını ödemeden çıkıp gitmişim, kasiyer de baktı ki heralde ben buna dert anlatana kadar bi tane deve bulup sonra da strasburg da çok olmasa da bi hendek bulup o bulduğum deveyi olmayan hendekten atlatırım :D insan zamanla öğreniyor işte, ama yine de posetin parayla olması garip…
Burası gerçekten gariplikler ülkesi… Devlet iyi miktarda kira yardımı yapıyor, yaklaşık üçte birini veriyor, bunun haricinde çocuk yardımı yapıyor, sıcak su, su parası kiraya dahil falan, yani aslında garip ama iyi, devlet baba sağolsun… Pazar günleri heryer kapalı, cana derman ekmek su arıyorsanız belki türk ve arap marketlerinde bulabilirsiniz, Fransız kardeşlerimiz Pazar dinleniyor… İnsanlar birbirlerine hep bonjor diyor her yerde, sanırsınız ne insan canlısı bir millet, değil aslında, iki birey arasındaki tek iletişim unsuru burada bonjor kelimesi, ya da şimdilik ben öyle müşahade ettim, bakalım zaman ne gösterecek…
Bu arada Fransa’ya gelmeden önce saç traşı olmamıştım, dolayısıyla uzun denecek bi saçla geldim, ve gitmem baya bi zaman aldı berbere. Bi ara insanlar yanıma sokulup günah çıkarmaya çalışınca (papaza dönmüşüm) anladım gitmem gerektiğine berbere ve bi Türk berberine gittim, televizyon açık; PowerTürk, giren çıkan Türkçe konuşuyor, çok duygulandım valla, bi saatliğine de olsa kendimi türkiye’de hissettim :) …
Şimdi asıl bomba olay… bisiklet almıştım kendime, ve de kocaman bi kilit, sokakta boş bulduğum bi yere parketmek için… bisikletin ikinci gününde pedalı bozuldu, yaptırmak da nasip olmadı, hep arkadaşın bisikleti ile gidip geldim enstitüye (halen o şekilde… her ne kadar neredeyse hergün yağmur yağsa da ve günde yarım saat gidiş yarım saat geliş sürse de… hah yağmur demişken güneş aklıma geldi, sahi yuvarlaktı değil mi şekli :D, unutuyo insan çok görmeyince) neyse, bu kadar bisiklet sürünce bacak kaslarım ironman ın kasları gibi oldu (bu bisiklet işi başlarda beni fena halde yordu, akşam gelince eve neredeyse yürüyemiyordum :))…), bazen yanlışlıkla ıspanak falan yiyince pantolon cart diye yırtılıyo, malum kaslar birden temel reis kaslarına dönüşüyor :D. Ben de karar verdim, ee bu kadar bacak kasım var bi Roberto Carlos Fransa temsilciliği açayım diye :D, şimdi onun prosedürüyle uğraşıyorum (Fransa bürokrasinin tavan yaptığı güzel bi ülke burası… her Türk genci hayatının bi bölümünü burada geçirmeli, Türkiye deki bürokrasiye şükretmek için, mesela geçende bi EFT yapayım dedim, sanırım bi haftaya ulaşacak karşıdaki hesaba, malum zor iş :D) Hah, ben asıl söyleyeceğim şeyi unuttum Mr Muscle’dan bahsederken :D, dün sabah arkadaşımın bisikletini bağladığım yerden almaya gittiğimde bi de ne göreyim, bisiklet yerinde duruyor ama hemen yanına bağladığım kendi bisikletimin yerinde Fransız yelleri esiyor, birileri neredeyse hiç kullanamadığım bisikletimi kendi nüfusuna geçirmiş :( bu olaydan sonra Sosyoloji bölümüne geçip “Öğrenciler, Bisiklet Kavramı ve Fransa Toplumundaki Hırsızlık” konulu bi doktora yapcam :D Geyik bi yana bisikletim çalındı anlayacağınız…
Velhasılı kelam zaman geçiyor, gülerek ağlayarak, düşünerek, boş boş bakarak ya da hiç bişe yapmayarak, ya da bi yerlere gidip gelerek… şimdilik gidip geldiğim yer her ne kadar sizinle aynı olmasa da, kaldığım yer her ne kadar aynı şehirde olmasa da, bilmenizi isterim ki düşüncelerimde, gülmem de, ağlamam da (burada mecaz var) hep siz varsınız. Hep hatırlanmak ve hatırlamak dileğiyle… Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsak.